Cadılar Bayramı Partisi

Cadılar bayramı Amerikalıların kutladığı bir bayram, aslında Amerika'ya göç eden İngilizler tarafından yayılmış ama bugün Avrupada o kadar yaygın değil, Amerikalıların bir geleneği olarak biliniyor. Son zamanlarda bizde de kutlanmaya başladı gördüğüm kadarıyla. Bugün ŞehirFırsatı'nda Maslak Sheraton Qubbe'de yapılacak partinin bileti satışta. Ne kadar ilgi görür bilemiyorum ama ilginç olabilir...


(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Nevresim Takımı

Pottery Barn'daki yeni sezon nevresim takımı ve abajuru çok sevdim, ama saonbahardan çok ilkbahar'a daha uygun gibi geldi... yine de çok sevdim, keşke burda da olsaydı...




(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Yunan Yemekleri...

İş için 10 gündür Atina'daydım, keşmekeş trafik kalabalık İstanbul'u hiç aratmadı doğrusu. O kadar çalıştık ama akşamları da gezmedik diyemiyeceğim. Atina da İstanbul gibi 7/24 canlı...

Gelelim bu yazının konusu yunan yemeklerine:) Yemek kültürleri bizimkiyle çok benzeşiyor, ne de olsa aynı coğrafyada yaşamışız, yaşıyoruz.. Hiç yunanca bilmeseniz de restorana gittiğinizde hiç zorlanmıyorsunuz sipariş vermekte... Dolma, fava, cacık, kebap, salata, tarama, musakka... Hatta baklava, ekmek kadayıf, helva, lokum...İsimlerin yunanca olmadığı kesin de (hatta uzo'nun ismi bile türkçe "üzüm"den geliyormuş) hangi yemek nereden gelmiş tartışılır. Ama her halukarda bütün hepsini sahiplenmişler ve o kadar iyi tanıtıyorlar ki, herkes yunan yemekleri olarak biliyor. Hatta türk kahvesi bile olmuş yunan kahvesi... Hem kızıyorum hem de takdir ediyorum onları doğrusu, biz niye yapamıyoruz diye de hayıflanıyorum...

Neyse, ben de bu 10 gün içinde bizim yemekleri yunanistanda nasıl yapıyorlar görme fırsatı buldum:) İlk akşam musakka denedim... Gelen yemek bizim yaptığımız musakkaya benzemiyor hic, güveç kabı içinde patlıcanlar ve kabaklar, üstünde de eritilmiş peynir vardı, lazanyaya benziyordu... Yemek sonunda da ikram olarak irmik helvası getirdiler, ben çok severim ama burada yediğimiz de çok yavan bir tatlıydı..

Bu arada öglenleri de devamlı suflaki yedik, herkes ayılıp bayılıyor da, bildiğimiz tavuk şiş, yani lokantaya gitsem hiçbirsey bulamazsam yerim ancak...

Neyse bu kadar kötülemek istemedim aslında, Yunanlı biriyle dolaşma fırsatınız varsa gerçekten çok güzel restoranlar keşfedebilirsiniz, nitekim diğer akşamlar da böyle oldu. Aksi takdirde turist restoranlarında paranızla rezil olabilirsiniz:( Çok güzel kuzu pirzola yapan bir yer keşfettik mesela, bu arada yunanlıların et dahil herşeye limon sıktıklarını öğrendim.

Bir de şarap bardakları olarak hep minik su bardağı kullanıyorlar, her çeşit restorana gittik, ama hiç şarap bardağı görmedim, bu da ilginç geldi...

Bunlar dışındaki akşamlarda da hep ortaya karışık meze söylendi, yabancılar bayılıyorlar buna tabii... Yine bize göre bir farkları var, bizde servis değiştirmek diye bir uygulama vardır, tabağa birşey değdi mi garson tabağı yenisiyle değiştirir, şef kirli tabak görmeye dayanamaz:) burda yok tabi böyle bişey, o kadar yemek geliyor gidiyor ama ancak yemek bittikten sonra masayı temizlesinler diye garsonları arıyorsunuz dört gözle... Belki böylesi daha iyidir, daha az bulaşık, sudan tasarruf:)))



(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Patlıcanlı Bulgur Pilavı

Neredeyse 1 senedir sağlıklı yemek yemek adına pirinç pilavı yemiyoruz, çok nadiren yapılıyor evde. Bunun yerine ilk başlarda çok sevmediğim halde bulgur pilavına geçiş yaptık. Belki kendi yaptığım dışarıda yediklerimden daha güzel olduğundan şimdi sevmeye başladım:))

Bulgur pilavına da ne koysanız oluyor sanırım. Son denemem de patlıcanlı bulgur.

3 patlıcanı küp şeklinde kesip az yağda kızartıyorsunuz. (Bence patlıcanın en güzel kızartması oluyor her ne kadar ağır olsa da..) sonra kızaran patlıcanları büyük bi tabakta havlu kağıt üzerine koyarak yağını biraz alabilirsiniz.
Bu sırada da bulgurun yapımına geçebilirsiniz. Önce soğanları yağda pembeleştirip domates ekliyorsunuz. Sonra 1 ölçü bulgur + 1 ölçü sıcak su katıp, tuz, biber (pul biber çok güzel gidiyor) hatta istenirse nane de ekleyerek kısık ateşte suyunu çekene kadar pişiriyorsunuz.
En son da patlıcanları ilave edip karıştırın, yemeğiniz hazır, afiyet olsun:)


(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Faruk Malhan'dan yeni fincan takımları

Faruk Malhan'ın yeni çıkan Sufi serisine bayıldım. Türk kahvesi, espresso, çay fincanları, sütlük, şekerlik ve ayrıca kupalar çok zarif...





Sufi Faruk Malhan,2010 Suretlerde gezinti. Saf olana arzu. Aşka yolculuk. Sonsuzluk duygusu, Sufizm... 13. yüzyıla kadar etkinliğini Anadolu topraklarında sürdüren Sufizmin izleri hiç silinmeyecektir. Sufizm sadeliğe ve saflığa adanmışlıktır. Koleksiyon, Faruk Malhan tasarımı Sufi serisini, anonimde tasarlanmış kap, kacak, çamçak maşrapa kültürümüze bir renk olarak sunuyor. Sufi kaplar serisi, sohbetlerde, kutlamalarda, keyif anlarında, yaşamda mirasımıza ait değerleri selamlıyor.

(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Kapadokya Gezisi (2.Gün)

Kapadokya gezisi kısa sürdü ama yazıyı tek post'a sığdıramadım... şimdi kaldığım yerden devam ediyorum. (Kapadokya gezisinin ilk günü ile ilgili detayları buradan bulabilirsiniz.)

7. durak Ürgüp. İlk gün akşamı yorgun argın otele ulaşıp, Ürgüp gezisini bir sonraki güne bıraktık. Bölgedeki en iyi oteller burada, dolayısıyla restoran ve bar seçenekleri daha fazla. Biz çok yorgun olduğumuzdan gece hayatını pek göremedik. Sabah ilk iş Ürgüp sokaklarında tura çıktık.

Bu arada Asmalı Konak'ı da gezmeyi ihmal etmedik. Bilmiyorum belki 10 sene olmuştur dizi oynayalı ama demek hala (benim gibi) insanlar hatırlıyor, ve konağı görmek istiyorlar. 2TL'ye gezebiliyorsunuz, kapıda da Ürgüp'lü teyzeler size 'Dicle' sürmesi sürmek için yarışıyorlar:)
Ürgüp'ten ayrılmadan Turasan'a uğrayıp şaraplarından almayı ihmal etmiyoruz...


8. durak Kaymaklı. İlk gün peri bacalarını gezip, yeraltı şehirlerini ikinci gğne bıraktık. Çok fazla sayıda yeraltı şehri var ama en büyükleri Kaymaklı ve Derinkuyu. Yeraltı şehirlerinin yapımına milattan önce Hitit ve Frig uygarlığı döneminde başlandığı ve onuncu yüzyıla kadar kullanılmaya devam etmiş.Normalde 8 katlı ve 5000 kişinin yaşayabileceği büyüklükte olan Kaymaklı Yeraltı Şehri'nin 4 katı geziye açık. Geziye açık en derin noktası yerin 20 metre altında. Binlerce yıl önce buraları nasıl kazmışlar ve nasıl yaşamışlar insan hayal edemiyor. Burayı gezerken bir ara kötü olduğumu itiraf etmeliyim, çok kalabalıktı, daracık tünellerde sıkışma ihtimali aklıma gelince gerçekten kötü oldum.
9. durak Derinkuyu. Derinkuyu, Kaymaklı'ya göre çok daha büyük ve gezmesi çok daha rahat, üstelik merkeze daha uzak olduğu için tur şirketleri turistleri buraya getirmeyi çok tercih etmiyor, dolayısıyla rahat rahat gezebiliyorsunuz. 2.5 kilometrekare alana sahip, 18-20 katlı ve 100 metreden fazla derinlikte, 52 havalandırma bacası olan, tünellerle bağlı yüzlerce odası bulunan ve 20.000 kişinin yaşayabileceği devasa bir mega yeraltı şehri, ama sadece %10'u geziye açık.

10. (son) durak Ihlara Vadisi. İşte gezinin en son ve en güzel noktası. Vadiye doğru arabayla giderken nerede olacağını kestiremedik, çünkü heryer alabildiğine çorak uçsuz bucaksız düzlüktü ne zamanki Ihlara sınırına girip dev kanyonu görene kadar. Çok büyüleyiciydi... Vadinin uzunluğu 14 km, yani aslında 1 gün burada geçirilebilir. Biz sadece akşam dönüş yolunda uğradığımız için fazla kalamadık, artık bi dahaki sefere diyorum...


(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Kapadokya Gezisi (1.Gün)

Tatile gitmeden önce mutlaka gideceğim yeri araştırırım, nereleri gezilir, neyi görmek lazım, nerde yemek yemeli vs... ki işimi şansa bırakmayayım, ordan döndükten sonra da aaa burayı da görmemişim diye üzülmeyeyim diye...

Geçtiğimiz haftasonu da Kapadokya'ya gittik. İlk defa gideceğim için ben yine önceden hazırlandım, ama bir de okuldan kalma alışkanlık herşeyi son akşam yaptığımdan bunu da son akşam yapmak durumunda kaldım. Sabah erkenden yola çıkıcaz, ben akşam oturmuş kendime harita yapıp rota belirliyorum:) O akşam benimle dalga geçildi ama sonra benim haritam çok işe yaradı tabiki:)

Kapadokya sınırlarına girip de doğal güzelliğinden, tarihinden, kültüründen etkilenmemek mümkün değil. Burada görüp gezecek çok yer var ama bizim tatiller kısıtlı olduğundan cumartesi-pazar'a sığdırmaya çalıştık. 2 gün yeter diyemeyeceğim çünkü çok yorucu oluyor ve de herşeyi görmeye yetmiyor tabiki, ama bizim gibi 2 güne sığdırmak zorunda olanlar için bizim rotayı önerebilirim.
1. durak Hacıbektaş. Yolumuzun üstündeyken Hacı Bektaş Veli müzesini ve türbesini görmeden geçmeyelim dedik.
2. durak Uçhisar. Burası bölgenin en yüksek yeri, dev bir peri bacası olan kalesi gezilmesi gereken noktası. Kalenin tepesinden bakıldığında güzel havalarda Erciyes dağını görebilirsiniz..

3. durak Göreme. Buradaki açıkhava müzesine giriş ücretli (diğer birçok yer gibi) bu yüzden müze kartı almanızı tavsiye ederim. 20 TL ye alacağınız müze kartıyla heryere girebilirsiniz, ayrıca 1 sene geçerli, 1 sene içinde kültür bakanlığına bağlı bütün müzelerde kullanabilirsiniz.
Yaşam 3.yy'ın sonlarında başlamış burada, savaşlardan kaçıp gizlenmek isteyenler buraya gelmiş. Burada kayaların içine oyulmuş irili ufaklı bir sürü kilise, manastır, şapel mevcut, bir nevi ilahiyat okulu. Bugün hala ortodokslar tarafından kutsal yer olarak kabul ediliyormuş.

Göremede ayrıca deve turu da yapabilirsiniz, yok üstüne binmem derseniz resim çektirebilirsiniz ama parasız resim çektirmiyorlar, hatta bu konuda çok hassaslar ama eşek ile ilgili bir ibare yoktu:)

4. durak Paşabağları. Burada başlangıç aşamasındajş iki ya da üç başlık taşıyan birleşik şekildeki peri bacalarından oluşumunu tamamlanmış olana kadar farklı peribacaları görebilirsiniz...
5. durak Zelve. Burası peri bacalarının en yoğun olduğu bölge, ve en son yerleşimin olduğu yerlerden biri, gezerken açıkçası en çok beni etkileyen yerlerden biri burası.
6. durak Avanos. Kızılırmak kenarına kurulmuş, dolayısıyla yörenin en yeşil bölgesi. Akşam üstü Kızılırmak üstünden güneşin batışını görmek harika. Ayrıca seramik atölyeleriyle ünlü. Bize "Fırça" atöylesine gitmemiz tavsiye edildi, gittik bir de girişte birkaç çanak çömlek başka birşey yok. Meğersem atölye yeraltındaymış, yaklaşık 4000 m2'lik alanı varmış. İçeri girip etkilenmemek mümkün değil. İlk girişteki odalarda çalışan ustaları görebilirsiniz, daha sonra başka bir atölyeye götürüp orada yapılışını gösteriyorlar ve isterseniz siz de deneyebiliyorsunuz, daha sonra da mağazadan alışveriş yapabiliyorsunuz.
Bundan sonra da Ürgüp'e otelimize gidiyoruz. Devamını bir sonraki yazıda anlatayım, koca kapadokyayı 2 günde gezdik ama yazmaya gelince buraya sığdıramadım hepsini:)

(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Takip Edin...

Follow Me on Pinterest

Yazar Kafe

İletişim: dahabaskablog@gmail.com

Takip Ettiklerim