Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Serap'ın Muffin Tarifleri

Son bir senedir mutfak meraklarım arasında değişik değişik muffin tarifleri toplamak ve denemek var. Sürekli yapmaya başladığım birkaç muffin tarifim oldu bu sayede. Muffin araştırmalarım sırasında kek'in çay ile muffin'in kahve ile yendiğini okumuştum bir yerlerde.
Bence hem çayın yanına hem de kahvenin yanına ikisi de çok yakışıyor.
Her iki tarifte tarafımdan sürekli olarak denenmiş tariflerdir, yalnız ilk tarif marketlerde satılan browni’lerin aynısı hatta mübağlasız daha güzeli oluyor diyebilirim.

DAMLA ÇİKOLATALI KAKAOLU MUFFİNLER

2 yumurta (oda ısısında)
200 gr toz şeker(1 su bardağı)
200 gr. un (1 su bardağı)
6 çorba kaşığı kakao
2 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı vanilya
150 ml. süt (1,5 çay bardağı-oda ısısında)
150 gr. margarin veya tereyağı (eritilmiş) (ben margarin yerine ½ su bardağı ayçiçeği yağı kullanıyorum)
3 çorba kaşığı kadar damla çikolata

Fırınımızı 180 dereceye ayarlayıp önceden ısıtalım. Yumurta ve şekeri şeker iyice eriyinceye kadar çırpalım. İçine süt koyup tekrar çırpalım. Un, kakao, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyelim. En son yağı ekleyip karıştıralım ve kek kağıtlarına paylaştıralım. Her bir muffin'in üzerine azar azar damla çikolata serpiştirelim (fındık kırığı yada ceviz kırığı da inanılmaz güzel görünüyor). Bu tariften 12 kadar muffin çıkıyor. Isınmış fırınımızda pişirelim.

ZENCEFİLLİ MUFFİN

Gerekli malzemeler ;
2 yumurta (oda sıcaklığında bekletilmiş)
3 kahve fincanı tozşeker
1 kahve fincanı sıvı yağı (mümkünse mısır özü)
2 kahve fincanı yoğurt
6 kahve fincanı un
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı zencefil
1 çay kaşığı tarçın
Damla çikolata ve isterseniz kakao

Bu ölçülerde yaklaşık 14 adet muffin çıkıyor. Öncelikle fırınımızı 170 dereceye getirip ısıtmaya başlayalım. Yumurtalarımızı ve şekerimizi mikser ile iyice rengi beyazlaşana kadar mikser ile çırpalım. Yoğurdu ve sıvı yağı ekleyip 1 dakika daha çırpalım. Üzerine un, kabartma tozu,zencefil ve tarçını eleyerek ekleyelim. Hepsini mikser ile homojen bir karışım elde edinceye kadar çırpalım. En son sıcak suda yumuşattığımız kuru üzümlerin suyunu süzüp karışımımıza ekleyelim ve tahta bir kaşıkla karıştıralım. Muffin kalıplarımıza muffin kağıtcıkları yerleştirip karışımımızı eşit miktarda dağıtalım. Artanı saklayıp muffinler piştikten sonra tekrar kalıplara döküp pişirebilirsiniz. Bekletmenin bir sakıncası yoktur. Muffinler yaklaşık 40 dakika üzerileri kızarıp şişene kadar pişmelidir. Piştikten sonra tezgahta 10 dakika soğutup servis tabağına alabiliriz.

SERAP

(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Konuk Yazardan: Bez Çanta

Gün geçmiyor ki kullandığımız poşetlerin zararları ile ilgili yeni bir yazı okumayalım, yeni bir mail almayalım, yeni bir haber duymayalım. İçine yiyecek koyduğumuz zaman, kanser tehlikesi ile karşı karşıya kalmamızdan tutun da, plastik poşetlerin geri dönüşümsüz yapılmalarından dolayı, denizlere, doğaya, hayvanlara hatta besin zincirine verdikleri zarar saymak ile, okumak ile bitmiyor.

Ben de bütün çevre dostları gibi kendi adıma ne yapabilirim diye düşünürken, çantamda sürekli olarak bez çanta taşımaya ve plastik poşet kullanımımı en aza indirgemeye karar verdim. Hatta bunları yazarken de aklıma, eskiden pazarlarda kullanılan fileler ve manavlarda bolca tükettiğimiz kesekağıdı geldi. Bundan sonra en azından dönüşümlü olan plastik poşetlerden kullanmaya, pazarlarda satılan siyah poşetleri ise hiç tüketmemeye çalışacağım. Bir de anne olarak özellikle çocuklarımızın bu tür konularda bilinçlendirilmesi gerektiği, çevreye duyarlı insanlar olarak yetiştirilmesi ve onlara sadece bir kişinin bunu yapmasından ne olur ki fikrini aşılamak yerine, bir kişinin tek başına yapabileceklerinin eğer ister ise inanılmaz olacağını öğretmeye çalışmamız gerektiği inancındayım.

Unutmayalım ki ÇEVREYİ KORUMAK BİZİM ELİMİZDE.

SERAP


Konuk Yazardan: Çanakkale, Hünnap Han

Malum bu mevsimde artık bütün enerjimizin sonuna gelmişken en çok kurduğumuz hayal tatile ne zaman çıkacağımız ve nereye gideceğimiz ile ilgili. Geçen sene eşimin Çanakkale’ye gitmeyi çok istemesi üzerine Çanakkale Adatepe Köyü’nde Hünnap Han’da kaldık. Kaz Dağları zaten mükemmel doğası ve orman havası ile insanı mest ediyor, üstüne Çanakkale ve Şehitlik inanılmaz güzeldi. Hele bir de Turgut ÖZAKMAN’ın “Diriliş” ini yeni okuduktan hemen sonra Şehitliğe gitmek, (eğer tarihi seviyor iseniz) olağan üstü bir duygu. Bütün tüyleriniz diken diken geziyorsunuz şehitliği ve Atatürk’e bir kez daha hayran kalıyorsunuz. Bütün şehitliklerde şehitlerin yanı sıra Atatürk ve arkadaşlarına sürekli dualar ettim, iyi ki vardınız ve iyi ki bu milleti kurtardınız diye.

Çanakkale’de Hünnap Han’da kaldık. Ben zaten gitmeden internet sitesinden ziyaret etmiş hem eski taş binayı, hem restore ediliş şeklini, sakin ve huzurlu görüntüsünü, hatta sitedeki yalın ve samimi anlatımı çok beğenmiştim. Gerçekten umduğum gibi bir mekan ve güler yüzlü insanlar karşıladı bizi. Sahibinin rahatsızlığı nedeni ile oğlu ile tanışma fırsatını bulduk ve kendisine de tanıdığımız herkese tavsiye edeceğimizi hatta en kısa zamanda tekrar gelmek istediğimizi söyledik. İstediğiniz şey gün boyu çalan güzel müzikler eşliğinde kitap okumak, güzel bir bahçede keyifli bir sohbet ile bir şeyler yudumlamak, televizyonun lafının bile edilmediği bir mekanda hoşça vakit geçirmek ise ben lütfen yolunuz düştüğünde, yada bir fırsat yarattığınızda uğrayın derim. Üstelik yakınında tarihi mekanların çokluğu, Zeus Altarı (başka hiçbir yerde göremeyeceğiz muhteşem manzara eşliğinde), küçüklü büyüklü şelaleleri, ve bir de tabii ki çok yakında olmamak ile birlikte günübirlik gidip gelebileceğiz Çanakkale Şehitliği var.



Hünnap Han 260 yıllık bir Osmanlı Konağı imiş. Konağın ilk sahibi Hacı Mehmet Efendi olarak biliniyor. 3 yıl süren detaylı bir restorasyondan sonra hizmete açılan bu konakta 9 standart oda bir süit (2 odalı) bulunuyor. 55 kişilik kapalı yemek salonu ve şömineli barı ile konuklarına hizmet ediyor. Konağın avlusunda 180 yıllık Hünnap ağacının gölgelediği bahçede zengin içecek menüsüyle keyifli anlar sizi adeta büyülüyor. Modern bir köy evi tarzında dekore edilen odalardaki pencerelerden görünen Kazdağı ve Edremit Körfezi'nin manzarasına doyum olmuyor. Köy meydanında gecenin ilerleyen saatlerinde, çay içmek ve sadece doğadan gelen sesleri dinlemek kadar hiçbir şey sanırım, tatil öncesi yorgunluğunuzun yerini huzur ve sükunete bırakamaz. Bu arada Hünnap ismi (Ziziphus zizyphus), Rhamnaceae (cehrigiller) familyasından, bahar aylarında hoş kokulu sarı renkli çiçekleri olan bir ağacın meyvesinden geliyormuş. Bildiğim kadar ile otelde, çayı ve reçelini de tatmak mümkün. Benden Hünnap Han ile sanırım bu kadar bilgi yeter, isterseniz siz bir sitelerini ziyaret edip o doğal ve güzel atmosferi kendiniz gözlerinizle görün.

Keyifli ve gönlünüzce bir tatil geçirmeniz dileği ile…

SERAP

(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Şeker Tüketimi

Bu arada Tatlı bir tarif verdim ama geçen gün Zuhal Yalçın’ın Internet sitesinde okuduğum bir yazının küçük bir bölümünü sizler ile paylaşmak istiyorum.

“Prof.Dr. Kenan Demirkol’a "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı.

"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"

DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"

- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

- Asla doğru değil.

- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar.

Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diyabet. Bir de edimsel tip 2 diyabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir.. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diyabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.” diyor.


SERAP.

Yemek ve Yaşama Dair …

Konuk yazarın ilk yazısı, katkılarından dolayı kendisine çok teşekkür ederim..:)))

Haziran ayının güneşli günlerinden Merhaba,

Bu sene mevsim en azından Ankara’da tam olması gerektiği gibi geçti. Güneşli günleri özletecek kadar yağmur yağdı baharda. Tam da yaşasın havalar ısındı derken güneş bir “ce” deyip saklanıverdi bulutların arkasına. Bu köşede özel tatlara ve güzel konulara yer vermek istiyorum. Sıcaklar kapımızı artık bu kadar yakından çalmışken serin ve hafif bir parfe tarifine ne dersiniz? Ben de olduğu gibi sizin içinde yemek yapmak, mutfakta olmak bir terapi mi bilmiyorum ama, çoğu insan için böylesi bir tadı ikram etmek ya da yemek terapi olabilir.

PARFE

1 şişe soğuk süt (1/2 lt.)
1 kutu krem şanti (2 poşet)
3 yemek kaşığı pudra şekeri
3 yemek kaşığı kakao
2 paket kakaolu piknik bisküvi

Bisküvi dışındaki tüm malzemeyi mikserle karıştır. Büyük yuvarlak borcama naylon ser ve karışımı dök. Bisküvileri şekere batırıp karışımın içine dik olacak şekilde yerleştir. Buzluğa koy. Servis yapmadan önce naylonu çıkart ve servis yap.

ROKOKO
2 poşet krem şanti
2 bardak süt
1 paket kakaolu petibör bisküvi
1 kaşık nescafe
İstenildiği kadar ceviz
2 muz
2 poşet krem şanti 2 su bardağı süt ile çırpılır. Bisküvileri ufak ufak kırdıktan sonra Pınar Krem Şantiyi ilave et. Muzları dilimleyip, dövülmüş ceviz, nescafe ve vanilya ile birlikte iyice karıştırdıktan sonra yuvarlak bir kabın içine naylon yay ve karışımı üzerine dök. Bir gece buzdolabında bekletip servis yap.

Sağlıklı, bol dost muhabbetli ve güzel kurulmuş sofralarda bol kahkahalı bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile …

SERAP.

(c)Daha Başka - http://dahabaska.blogspot.com/

Takip Edin...

Follow Me on Pinterest

Yazar Kafe

İletişim: dahabaskablog@gmail.com

Takip Ettiklerim